rutin iyidir, rutin düşünmek için sebep bırakmaz, rutin robotiktir, rutin kimisini yaşatır kimisini öldürür.
haftanın ortalama 4 sabahı aynı yerde aynı plakalı aracı bekliyorum son 3 haftadır sabahları dinlediğim değişmiyor; tersten dinliyorum albümü separator’dan başlıyorum çünkü en güzeli o ”sevdiğin şeyi önce ye, önce ye ki sona kalmasın, sona kalırsa ona ulaşınca dayanamazsın. sonrası mı? kilo alırsın.” bi’ yandan birşeyler ararmış gibi beynim plakanın son 4 hanesini mırıldanıyor ”4349”
fazla beklemiyorum 6.59la 7.00 arasındaki bir kaç salisede geliyor araç, öne oturuyorum çünkü kilo verdiğimden beri hep üşüyorum bi tek önde yüzüme vuran radyatör sağolsun ısınabiliyorum. aynı yollardan geçerek, trafiğin nerelerde tıkanacağını bilerek ortalama, evet yine ortalama, 45 dakika içinde işe varıyorum herkes yemekhaneye kahvaltıya iniyor ben köşedeki simitçiyle gündelik konuşmalar yaparak simidimi alıyorum bir yandan olduğum yerde hareket ediyorum çünkü üşüyorum.
direk yukarı çıkıyorum simidimin yarısını direk çöpe atıyorum, çünkü ihtiyacım olan sadece yarısı azı karar çoğu zarar mashabledan başlayarak gündelik surf rotama koyuluyorum 8.30’a kadar olan zaman benim zamanım, o rutin benim rutinim.
haftada ortalama 2 öğlen yemeği dışarıda yan plazadaki arkadaşımla yiyorum. sonra bi’ gün ne mi oluyor? yanında bi’ yabancıyla çıkageliyor, o yabancının sesi dalgalanıyor benimle konuşurken ben ona bakmadığım zamanlarda bana baktığını farkediyorum ellerini nereye koyacağını ayarlayamıyor bir türlü, hoşuma gidiyor ama fazla hoşuma gitmesine izin veremem, sevgilim var ama uzakta ama beni aldatayazmış, aldatabilse aslında aldatırmış salak reklamcı arkadaşlarıyla gittiği 1.1 hedesinde eskişehirde hem de benimle aynı adı paylaşan o kızla. ama aldatamamış, sadece kafa bulmuş, o değil, kız; kız kafa bulmuş. ben bunların onun uzakta olduğu yerde, yanında olabildiğim 3. günde keşfetmişim, canım acımış, acımışız beraber hatta, pişmanlığını her hücresinde gördüm demişim 2 hafta sonrasına olan biletimi economy class olduğundan öne çekememiş bunu evrenin bi’ mesajı olarak algılayıp, ”ilişkiyi kurtarmaya” çalışmışız.
içimden attığımı sandığım acı intikam duygusuna dönüşmüş hiç bana hissettirmeden, ilişkime, hayatıma, rutinime devam ederken yabancının bana uzattığı eli tutmamışım ama parmakuçlarını gıdıklamışım. ondan gelen hiç bi’ mesajı silmemişim, dün uzaktakinin yanımdaki son gününde ben banyoda o bilgisayarda ve malum sosyal platformda benim hesabım açıkken içimden ”kazara baksa ya inboxa” diye dilerken bulmuşum kendimi, beklediğim olmuş.
bu sefer içi kırık cam parçaları gibi(evet bu kadar ergen, bu kadar arabesk çünkü iç acıması çıplak ayağı kırık camlara basmaya, yerinden oynayan eklemi yerine oturtmaya benzer) olan tek ben değilmişim, eşitim; eşitiz rutin bitmiş.
-silence gets us nowhere.
+silence is easy.